1994’de Türkiye’de psikanalizi kurumsallaştırmak amacıyla yola çıkan İstanbul Psikanaliz Grubu üyeleri, bu hedefe varmak için psikanalizi tanıtacak etkinlikler düzenlemenin ve bir dernek kurmanın yanı sıra süreli bir yayının da kaçınılmaz olduğunu düşünmüşlerdi. İlk etkinliklerin gerçekleştirilmesinden bir kaç yıl sonra, ilk yayınlar ve süreli bir yayın olarak “Psikanaliz Yazıları”nın ilk sayısı 2000 yılında yayınlandı. Dergi/kitap biçiminde tasarlandı ve yılda iki kez, ilkbahar ve sonbaharda yayınlandığı için “baharlık kitap dizisi” adını aldı. Ama herkes tarafından ve her zaman “dergi” olarak tanımlandı. “Psikanaliz Yazıları” birçok psikanaliz süreli yayını gibi her sayısında bir dosyaya yer verdi. Dosyalarda kimi zaman psikanalizin temel bir konusu, kimi zaman güncel bir tema ayrıntılı olarak ele alındı. Her dosyada psikanalizin geçmişinin ve bugününün önemli kuramcılarının yazı çevirilerinin yanı sıra, ülkemiz psikanalist ve yazarlarının özgün yazılarına sayfalar ayrıldı. Böylece uluslararası psikanalizin Türkiyeli bir parçası olmak hedeflendi. Ayrıca dosya dışı yazıların da geniş bir yelpaze oluşturarak başlangıçtaki hedefe ulaşmayı desteklemesi hedeflendi. “Psikanaliz Yazıları” on beş yıl içinde yenilenen yayın ve danışma kurullarıyla dinamik bir süreli yayın olma özelliği taşımaktadır. 

Travma kavramı, psikanaliz içinde gelgitli de olsa, zaman zaman geri plana düşse, unutulsa, kenara itilse de, yine de belirleyici bir yere sahiptir. Laplanche ve Pontalis (1967) ruhsal travmayı şöyle tanımlıyorlar: "Bir öznenin yaşamında yoğunluğu, öznenin uygun biçimde yanıtlama kapasitesini aşması, altüst edici ve uzun soluklu etkiler taşımasıyla tanımlanan ruhsal organizasyonu etkileyen olaylardır. Travmatik etki bireyseldir ama bu etki her zaman toplumsal bir çerçevede yaşanır, deneyimlenir, içselleşir, biçimlenir. Son yıllarda art arda gelen acı verici ve dehşet uyandırıcı travmatik durumlar, gittikçe belirginleşen ve süreğenleşen şiddet ve yıkım, bireysel travmalarda toplumsalın gölgesini iyice yoğunlaştırmaktadır. 

Her şeyin bir tarihi olacağı ifadesi yalnızca insanları ve nesneleri değil, insan yaratısı olan kurumları ve düşünceleri de kapsar. Bu bağlamda Psikanaliz’in kurucusu Sigmund Freud’un tarih ve arkeolojiye olan yakın ilgisi üzerinde durmak gerekir. Freud birçok bağlamda tarihten yararlanır. Antik tiyatrodan Sofokles’in “Üç Tebai Oyunu” üçlemesindeki Kral Oedipus oyunu, kuramında önemli bir yer tutarken, 1937 yılında “Psikanalizde Yapımlar” adlı yazısında arkeoloji ve psikanaliz arasındaki koşutluk üzerinde durur. Musa ve Tek Tanrıcılık, Totem ve Tabu adlı son dönem yapıtlarında da tarihteki olaylar ve ruhsallık arasında bağları kurar. 

Psikanaliz Yazılarının 32. sayısının dosyası imge ve söze ayrıldı. Psikanaliz elbette ilk analizanın da dediği gibi bir konuşma/söz tedavisidir. Ancak psikanalizin kurucu metinlerinden en önemlisinin düşler üzerine, yani düşsel imgeler üzerine olduğunu da unutmamak gerekir. Öte yandan Sigmund Freud için öznel gerçekliğin varlığının en somut kanıtı da insan ruhsallığının düşlem oluşturabilme yetisidir. Söz, sözcük işitsel olanı çağrıştırır imge ise daha çok görsel olana gönderme yapar. 

Bu dosya, 29-30 Kasım tarihlerinde yapılan “Kıskançlık” konulu 6. Bursa Psikanaliz Günleri’ndeki konuşmalardan ve bu konuşmalara eklenen iki çeviriden oluşmaktadır. Bu konuyu seçmemizin nedeni kıskançlığın psikanalitik açıdan yeterince incelenmediğini düşünmemizdi. Öte yandan Türkçe’de ruh sağlığı çalışanlarının kıskançlık hakkında yayınladıkları yazılar ya da bu konuya ayrılan kitaplar da sınırlıdır. Ancak edebiyat kıskançlık konusunu geçmişte olduğu gibi günümüzde de hayli yoğunlukla ve incelikle ele almaktadır. Kıskançlık, edebiyatı da harekete geçirmektedir. Biz hem etkinliği hem de Psikanaliz Yazıları’nın dosyasını kıskançlığa ayırarak psikanalistleri de harekete geçirmek istedik. 

Wilfred Ruprecht Bion; Freud, Melanie Klein, Winnicott ve Lacan gibi özgün bir düşünceye sahip olağandışı analistlerin arasında yerini almakla birlikte, bu analistlere göre de farklı bir konumdadır.   Bu büyük düşünürler arasında hiç bu kadar yaşamöyküsel bilgilerini açıklıkla ve samimiyetle ortaya koyan bir başka analist yoktur. Bion’un düşüncesi ve kuramı; yaşamındaki acıları, hüznü ve umutsuzluğuyla yoğrulmuştur.                              

Psikanaliz yazılarının bu sayısını “Ergenliğe”, yani bebeklikten, yetişkinliğe uzanan yaşam yolundaki önemli bir gelişim dönemine ayırdık. Ergenlik “duygusal çalkantının”  yoğun olduğu, değişimlerin hızlı ve çok fazla olduğu bir dönem. Ergenin bu yoldaki serüveni heyecan vericidir çünkü yolun kendisi sürprizler, sevinçler, kazanımlar kadar, hüzünler, kayıplar ve hayalkırıklıkları barındırır. Belki de tıpkı yaşamın kendisi gibi… Ergenler üzerine olan bu sayının, ergenler ve ergenlik üzerine düşünme, onları anlama çabasına bir katkısı olmasını diliyoruz. Psikanalizin temelinde olan merak, anlam arayışı ve kendimize yeni sorular sorma arzusunu uyandırması umuduyla, keyifli okumalar…

Psikanalizin şiddet olgusunu tartışmasını yalnızca Freud’un ikinci yerleştirmeyle ortaya attığı ölüm dürtüsünden yola çıkarak ele almak eksik bir yaklaşım olacaktır. O nedenle birçok psikanalist birbirinden farklı bağlamlarda şiddetin ruhsallıktaki yerini ele almaya çalışmışlardır. Öte yandan şiddetin yanı sıra onun iletimini de ele almak söz konusu olduğunda farklı bir düzeye, yani toplumsal olana da geçmek gerekmektedir. Çünkü iletim denildiğinde kuşaklar ve dolayısıyla bireysel olduğu kadar ailesel ve toplumsal yapılar ve onların tarihi de söz konusu olmaktadır. O nedenle Psikanaliz Yazıları’nın şiddet ve şiddetin iletimi dosyası belki şimdiye dek hiç olmadığı kadar zorlu ve tartışma açacak yazılardan oluştu.

22 Ocak 2012 de Paris’te ölen André Green, yirminci yüzyılın en önemli psikanalistlerinden biridir. Psikanaliz kuramına yaptığı katkılar yalnızca Fransa’dakileri değil hemen tüm ülkelerdeki psikanalistleri etkilemiş, çok önemli soruların sorulmasını ve yanıtlar aranmasını sağlamıştır.İstanbul Psikanaliz Derneği olarak bu büyük psikanalisti anmak ve onun temel kavramlarından bazıları tartışmak amacıyla 15 Eylül 2012 tarihinde “André Green’i anmak” başlıklı bir toplantı düzenledik. Psikanaliz Yazılarının bu dosyasında başka yazılarla birlikte söz konusu toplantıda yapılan konuşmaların metinlerini de bulacaksınız. Bu büyük psikanalistin kuramını okuyucuya kısmen de olsa tanıtabilmeyi umut ediyoruz.  

Psikanalizle sanatın özellikle edebiyat ve sinema sanatının alışverişi iyi bilinmektedir. İnsana ait her alanla ilgili olan psikanaliz, yaratıcılığın söz konusu olduğu sanatla ilişkisini her zaman çok özel ve ayrıcalıklı tutmuş, ve uygulamada sanattan çok faydalanmıştır.İstanbul Psikanaliz Derneği, Psikanaliz ve Müzik arasında  bağ kurmak amacıyla 2009 yılında, Dede Efendi Sanat Evi'nde  müzisyenlerle ortak etkinlik düzenlemiştir. Bu başlangıçtan sonra, yılda bir düzenlenen etkinlerle psikanalist ve müzisyenler, müziğin psikanalitik uygulamadaki yeri, müzikle psikanaliz arasındaki ilişki ve müzikal yaratıcılıkla ilgili konuşmaya, tartışmaya devam etmiş, bugüne dek bu kapsamda 4 etkinlik gerçekleştirilmiştir. Bu sayıda, 4 etkinlikte sunulmuş olan bir kısım yazıları derledik, sizlerle paylaşmak istedik.