Önsöz

İstanbul Psikanaliz Derneği, “Psikanaliz Tarihin İzinde” adını alan ve iki yılda bir düzenlenen sempozyumuyla Tarih biliminin getirdiklerinden yola çıkarak bireysel olduğu kadar toplumsal ruhsallık üzerine de düşünme olanaklarını geliştirmeyi amaçlamaktadır.

“Psikanaliz Tarihin İzinde” toplantılarının ilki 2013 yılında Khora-Kariye Manastırı’nın kilisesi üzerine, Ekümenik Patrikhane ve Yunanistan İstanbul Başkonsolosluğu’nun ve çeşitli üniversitelerden katılan akademisyenlerin katkısıyla yapılmıştır. İki yılda bir yapılan bu etkinliğin ikincisinin başlığı 2015’de, Ermeni Soykırımı’nın yüzüncü yılında “Tarihe katlanmak” olarak belirlenmiştir. Bu dosyada yer alan yazıların Ali Algın Köşkdere’nin “Totem ve Yas” başlıklı yazısı hariç tümü bu etkinlikte yer alan konuşmaların metinleridir.

*

Her şeyin bir tarihi olacağı ifadesi yalnızca insanları ve nesneleri değil, insan yaratısı olan kurumları ve düşünceleri de kapsar. Bu bağlamda Psikanaliz’in kurucusu Sigmund Freud’un tarih ve arkeolojiye olan yakın ilgisi üzerinde durmak gerekir. Freud birçok bağlamda tarihten yararlanır. Antik tiyatrodan Sofokles’in “Üç Tebai Oyunu” üçlemesindeki Kral Oedipus oyunu, kuramında önemli bir yer tutarken, 1937 yılında “Psikanalizde Yapımlar” adlı yazısında arkeoloji ve psikanaliz arasındaki koşutluk üzerinde durur. Musa ve Tek Tanrıcılık, Totem ve Tabu adlı son dönem yapıtlarında da tarihteki olaylar ve ruhsallık arasında bağları kurar. Diğer yandan histeri sorununu anlamak için çalışırken, kişinin kendi tarihsel zamanını kavramasını ele alır ve ruhsallığın tarihselliği ile Tarih biliminin zaman anlayışlarının farklılığını ortaya koyar. Bilinçdışının psikanalitik kuramın temel varsayımlarından birisi olmasıyla birlikte zamanın da anlamı, ruhsallığı anlamak bağlamında değişir.

George Makari psikanalizin tarihini ele aldığı yapıtında bu kuramın nasıl çoklu bir temele oturduğunu anlatır. Bu temeller içinde bilim tarihindeki gelişmeler ile disiplinlerarası bakış açılarının etkileri belirgindir. Bunun kanıtları psikanaliz alanında çalışmalar yapan ilk kuşak psikanalistler içinde yer almış kişilerin öğretmenden din adamına, sosyalist parti üyelerinden sosyal çalışmacılara kadar farklı etkinlikler içinde yer almalarıdır. Dolayısıyla psikanaliz yalnızca klinikte kalmamış uygulamalı psikanaliz, toplumsal sorunları anlamada önemli bir açılım da getirmiştir. Freud’un tarihsel olguları ele alırken toplum yaşantısını bu günden yola çıkarak anlamaya çalışması, kişisel ve toplumsal tarih açısından önemli bir koşutluk ve bilimsel bütünlük oluşturur.

Tarih ve psikanaliz arasındaki bu açılımlar önemli bir soruyu gündeme getirir: Psikanaliz ve Tarih bilimleri arasındaki diğer bağlar nelerdir?

Bu noktada Tarih Bilimi açısından tarih nedir ve nasıl oluşur sorusunu belki öncelikle ele almak gerekir. Arnaldo Momigliano çalışmasında dünyanın bu yakasındaki tarih yazıcılığının kökenlerini iki önemli gelenek üzerinden tartışırken, Yunan ve İbrani tarih yazıcılığının temellerini Pers tarih yazıcılığına bağlar. Yunanlılar ve İbraniler, Perslerle olan ilişkilerinde tarih yazımının temellerini kavramışlardır. Bunun nedenleri; Perslerin dönemlerinin en önemli kurumsal devlet yapısına sahip olmasında ve bu yapıyı sürdürebilecek kayıtlara gereksinim duymalarında, yatmaktadır. Momigliano, İbrani tarih yazıcılığının belli bir süre sonra kutsal kitaplarda mistik bir boyutta kaybolmasına karşın, Yunan tarih yazıcılığının Heredot’la birlikte belirginleşen izlenimlerin ve söylentilerin kaleme alınmasının ötesine geçebildiğini vurgular. Thukydides tam da bu noktada Tarih yazıcılığında önemli bir kişi olarak ortaya çıkmaktadır. “Peloponnesos Savaşı” adlı yapıtında Thukydides, Atina ve Sparta arasındaki savaşları tam olarak betimle- mek için tarafsız inceleme ve araştırmalara dayanan bir yöntem izler. Bu anlayış psikanaliz için de önemlidir.

Psikanalist, bireysel ruhsal yaşamın tarihinde yer alan olayları ola- bildiğince açık bir şekilde anlamayı amaçlar. Onları efsane ve hikâyeleriyle birlikte hakiki yerine oturtmaya çalışır. Elbette ruhsal gerçekliğe ulaşmak için efsaneleri iyi dinler, tıpkı yazıtları ve dinsel metinleri anlamaya çalışan arkeologlar gibi. Freud, bir zihin arkeoloğu olarak pek de anlamlı gelmeyen kişisel bilgilerin derinliklerine inip onlar arasında bağlar oluşmasını sağlayacak bir yöntem icat etmiştir. Yine onun “Psikanalizde Yapım” yazısına dönmek gerekirse, Freud bastırılmış ve unutulmuş anı parçalarının güncel ortaya çıkış biçimlerinin psikanalitik süreç içinde anlam bulmasını ve dahası bunların psikanalitik yapılar olarak ruhsal yaşantı içinde bir hikâyeye dönüşmesini sağlamayı amaçlar. Bunu bir arkeoloğun anlamsız gibi görülen parçaları birleştirerek eksik kalanı da kurgulayarak bütünlük içinde eski yapıtı yeniden yapmasına benzetir. Dolayısıyla ruhsal yaşam bölünmüşlük ve parçalanmışlıktan kurtularak kendine anlamalar yaratabilir hale gelir.

Doğan Özlem, Batı dillerinde tarih kelimesinin karşılığı olan “historia”nın antik Yunancadaki istorein yükleminden türediğini belirtir. Bu sözcük “bildirme” anlamına gelir. Dolayısıyla tarih ve psikanaliz geçmişten gelenleri bildirir, söze ve yazıya döker. Ancak Freud’un belirttiği gibi bu anlatımlar üst üste geçmiş tarihsel katmanların zamansal karışmış hallerini barındırdığından tam olarak anlaşılmaları ve ayrıştırılmaları zordur. Çünkü bilinçdışı, bu karmaşık anıların tasarımlarının bulunduğu bir yer olarak her türlü düzen ve zamansallıktan uzaktır. Bu anlamda Michel de Certeau Psikanaliz ve Tarih bilimlerindeki zaman kavrayışının farkını dile getirir. Tarih biliminde zaman doğrusal olarak ilerlerken Psikanaliz için zaman olayların birbirleri ile olan bağlarını içeren örüntüler halinde anlaşılır. Dolayısıyla zaman bir dokuma şeklini alır; geçmiş ve şimdi birbirlerinin iç içe geçmiş halleriyle anıların bir anlamsal bütünlük, bir dokuma deseni kazanmasını sağlar. Aslında benzer bir şekilde Walter Burkert,Yunan tarihinin anlaşılmasında arkeolojik kazıların, tarih yazımından çok daha etkili olduğunu belirtirken, Yunan uygarlığının diğer uygarlıklarla olan ilişkilerini zanaatlar üzerinden ele alır. Böylece yer ve zaman farklılıkları, uygarlıklar örüntüsünün anlamlı bir bütünlük oluşturmasını sağlarlar. Yunan kültürü diğer kültürlerle zaman içinde oluşturduğu ilişki örüntüleriyle birlikte kültürel bir doku/dokuma ortaya koymuştur. Dolayısıyla Psikanaliz ve Tarih uygulamaları kişinin ve toplumun yalnızca kronolojik birer varlık olmadığını bütün bu karmaşıklığı, bilimsel olarak ele alarak açıklarlar.

*

Dosyanın ilk yazısında Stephen Frosh, tarihsel olayları kavramada yadsıma konusunu ele alırken bunun toplumların güncelini nasıl da ipotek altında aldığının üzerinde durur. Bu çıkmazda, üçüncü olanın tanıklığının toplumun ruhsal yapısını dönüştürücü etkisine değinen Frosh, üçüncü ve tanık olmanın zorlukları ve olanakları üzerine tartışır. Bu bağlamda, Talat Parman dosyadaki yazısında zamansallığı ele alırken, Winnicott’dan yola çıkar ve bebeklikteki dağılma korkusundan kaynaklanan temel çaresizliğin, zamanı anlatılamaz, mirası sahiplenilemez hale getirdiğini vurgular. Böylece şimdinin toplumsal bölünme parçalanma korkusunu, sahiplenilemeyen ve korkutucu görünen geçmiş çaresizlik ve dağılma korkusunun bir türevi olarak ele alır.

Serpil Doğan ise yazısında psikanalitik çerçevenin kişinin acılarını ele alabilmek için kapsayıcı bir alan yarattığının altını çizerken, toplumsal belleğin de yazılı, sözlü, plastik yapıtlarıyla geçmişin olaylarının yeniden, yeniden diğer kuşaklara aktardığını belirtir. Ancak Doğan’a göre, bellekte yer alan bu olayların açıkça ifade edilebileceği kapsayıcı alanın eksikliği, diğer kuşakların travmatik yaşantıları işlenmemiş bir şekilde devralmasına neden olur.

Dosyadaki yazısında, İlker Özyıldırım toplumsal hafızayı ele alırken, çalışmasında olumsuz anıtlardan bahseder. Bu anıtlar aslında geçmişten kalan istenmeyen ancak yok da edilemeyen yapıtlardır. Bir yandan geçmişi anlatırlar diğer yandan da yok sayılırlar. Öyle ki bu durum, toplumun belleğinde bir kırılma noktası olarak varlığını sürdürürken geçmiş şimdiyi yapılandırır gibidir. Ancak, İlhan Tekeli geçmişi bugünü açıklamak için kullanan tarih anlayışının yerine bugünü anlamaktan yola çıkarak geçmişi açıklayan bir tarih yaklaşımını önerir. Bu üzerinde durulması gereken bir konudur, çünkü psikanaliz tam da şimdi olandan yani aktarımdan yola çıkarak hastanın geçmişinin örüntülerini anlayabilmesini ve ona bir düzen verebilmesini sağlamayı amaçlar. Behice Boran da dosya yazısında kuşaklararası iletim üzerinde dururken, bu iletimin psikanalitik ortama gelişini söz konusu eder. İletilen, aktarım ve karşı aktarım bağlamında ele alınma, kapsanabilme dolayısıyla da düşünülebilme olanaklarına kavuşur. Boran, ancak bu, analistin analizanın aktarımı karşısında kendi karşı aktarımını iyi anlayabilmesi ile mümkündür der.

Tarih ve psikanaliz arasında bağlar kurulduğuna göre, ortaya önemli bir soru çıkmaktadır. Uygulamalı psikanaliz alanı olarak tarihteki olayları ve yapıtları nasıl anlayabiliriz? Doğaldır ki bu anlama çalışması için tam da günümüz sorunlarından yola çıkmak gerekir. Psikanaliz kuramının yöntemleri ile tarihsel olay ve eserler insanı ve dönüşümünü anlamak için kullanılabilir. Alper Şahin bu dosyaya katkısında kuşakla- rarası travmatik yaşantıyı, travmaya neden olanın ruhsallığı açısından ele alır. Travmaya neden olanların kendi ruhsal dinamiklerini travmayı inkâr nedeniyle ele alamadıklarını, bunun da ruhsal yaşantılarında patolojilerin ortaya çıkmasına yol açtığını vurgular.

Arkeolojik bulgular tarih yazımı kadar tarih yazımı öncesi dönemleri anlayabilmek için de çok önem taşırlar. Dosyanın son yazısında Ali Algın Köşkdere, yazılı tarih öncesine giderek Toplumsal yas tutabilmenin dinamiklerini Göbekli Tepe’de bulunan arkeolojik yapıtlardan yola çıkarak ele alır. Tam da Freud’un üzerinde durduğu şekli ile arkeolojik buluntuların anlamları üzerinden bir yapılandırma çalışması yapan Köşkdere bu tarihi kalıntıların anlamalarını ruhsal yaşantı çerçevesinde bir anlama kavuşturur.

Sonuç olarak bu dosyada yer alan yazılar, temelde iki önemli konu üzerinde toplumsal travma olarak soykırımı ele alırlar. Bunlar kuşaklararası iletim ve zaman, Psikanaliz ve Tarih bilimlerinin temel çalışma boyutlarını oluşturur.

Geçmiş, ruhsal bütünleşme ve anlam kazandırma amacıyla hakikatlere bağlı kalınarak yeniden ele alınmaktadır.

Alper Şahin 

 

İçindekiler 

  • sunuş - Talat Parman 
  • önsöz - Alper Şahin 
  • tanımanın ötesinde: aktif tanıklık ve karşılaşmanın politikası - Stephen Frosh / çeviren: Bahar Tanyaş
  • geçmiş ne zaman tarih olur? - Talat Parman
  • katlanılamayanı karşılamak - Behice Boran 
  • kardeş katli - Alper Şahin 
  • pepuk: acının ve utancın sesi - Serpil Doğan Barış
  • "tarihin havını tersine taramak": 'üstlenilmiş' suç ve özdeşleşmeleri anımsamak üzerine bir deneme - İlker Özyıldırım
  • totem ve yas - Ali Algın Köşkdere 

dosya ötesi  

  • faşizm günlerinde düş ve düşlem - Talat Parman
  • süpervizyon: vazgeçilmez ve kaçınılmaz bir alan süpervizyon alanında bir bağ yaratmak - Silvia Resnizky / çeviren Ayşenur Bay Aytekin, Lale Orhon, Evrem Tilki 
  • kardeşlik bağları: analist olmanın ve analistliği sürdürmenin gelişimsel sürecinde psikanalitik bir araç olarak akran destek grubu - Silvia Resnizky /çeviren Duygu Coşkun 

ingilizce özetler

etkinlik duyuruları